Yazan: Kadir Şinas

29.11.1999- Pazartesi

TAŞBAŞ!

Toplantı yerine geldiğimde, Tarık Ziya E, Etyen M, Esra K, Metin K'yı bir mum aydınlığında oturur buldum. Anladım, elektrikler kesikti. Anadolunun uzun kış gecelerinde, yarı aydınlık köy odalarında, gezgin masalcıların etrafında toplanan feodal Türk köylüleri gibi kısık sesle aralarında konuşuyorlardı. Selam verdim, aldılar. Ben gelince konuşmayı kestiler. Ya da bana öyle geldi. Biraz sonra kapıda, elinde titreyen bir mum alevi ile Taşbaş belirdi. Evet, 'Yer Demir Gök Bakır'ın Taşbaş'ı. Tüylerim diken diken oldu.. Başında beresi, omuzunda bir keklik kuşu ve omuzlarından yerlere sürünen şalı ve bir elinde mum, bir elinde asası ile bize doğru yürüyor. Bağırmak istiyorum ama sesim çıkmıyor. Ağır adımlarla, geldi, geldi, geldi, karşıma oturdu. Gözlerini bana dikere " Cep telefonun yanında mı " dedi. Az daha oraya yığılacaktım. Ama konuşunca, birden kendime geldim Meğerse Murat B imiş. Halüsinasyon yani... Hemen telefonu uzattım. İsterse hiç geri vermeyebilirdi.
Daha sonra, elinde mumlarla Erol K, Mebuse T, Yüksel S, Korhan G, Yurdagül E, Ömer L'de geldi.
Aydınlar karanlıkta oturuyorlardı!!!
Ve toplantı başladı. Konuşmalar devam ederken kapının ağzında bir hışırtı oldu. Eyvah polis, diye dedim içimden. Tüylerim ürperdi. Hemen ayağa fırladım, " Kim var orda" diye haykırdım. Karanlıktaki şahıs yavaş, yavaş aydınlığa doğru yürüyünce, toplantıdakiler hemen tanıdı. Semra S'mış ( Semra Sar değil). Bizi mumlar arasında, huşu içinde görünce, acaba rahatsız etmesem mi, diye düşünüyormuş. Ben kendisini şahsen tanımıyorum. İsmen, Radikal'de çevre, çöp vb yazılar yazdığını biliyorum sadece. O da katıldı. ( Devamı yarın)

30.11.1999 - Salı

TOP 20

Dünkü toplantıda, çağrı yapılacak mektuba kimlerin adlarının yer alacağı konuşuldu. Çeşitli önerilerden şöyle bir sentez çıktı. İlk çağrı mektubunun 20 kişi imzalayarak kamuoyuna duyurulacaktı. İlk yirmi kişi gerek aramızdan, gerekse yabancı transferler yapılarak oluşturulacaktı. (Aydınlar da transfer olur). Daha sonra da, daha geniş bir yazar, sanatçı vb kişilerden oluşan uzun bir listeye sunulacaktı.
Ben ilk yirmiye giremedim.
Uzun listede yer alan kişilerle kim irtibata girecek mevzuunda, iş bölümü yapıldı. Listeden bir isim okunuyor, toplantıdaki kişiler kısaca " Ben" diyerek, irtibat kurabileceğini söylemek istiyordu. Koca liste bitmek üzereydi, bir kez olsun " Ben" diyemedim. Listedekilerin hiç birini şahsen tanımıyordum. Bir ara dayanamadım, daha isim okunmadan " Ben" diyiverdim. Okunan ismin Sezen Aksu olduğunu anladığımda, herkes bana tuhaf tuhaf bakıyordu. Oysa bir art niyetim yoktu. Vallahi yoktu, tamamen tesadüftü!
Utancımdan toplantının geri kalan kısmını hatırlamıyorum.

01.12.1999- Çarşamba

SEZEN AKSU SENDROMU!

Bir yerlerde Kayahan'ın " Bir yemin ettim ki, dönemem" şarkısı mı çalıyor, yoksa ben mi uyduruyorum, bilemiyorum. Bilmediğim diğer bir şey ise, Sezen Aksu ile nasıl irtibat kuracağımdı. Telefonunun nasıl bulacaktım. Hadi buldum diyelim, nerden konuşacaktım. Ofiste olmaz, hemen tüm arkadaşlara yayılır, dillerine dolarlarsa bir daha kurtulamam ellerinden. Evden konuşmak hiç olmaz. Karıma " Televizyonun sesini biraz kısar mısın? Sezen Aksu ile konuşacağım " diyecek kadar aklımı peynir ekmekle yemedim daha... Sokakta, telefon kulübesinden arasam, ayıp olurmu acaba? Bu konuyu düşünmeliyim.

07.12.1999- Salı

Sezen Aksu'nun telefonunu magazin foreverci eski bir arkadaşımdan buldum. Numarayı kendisinden aldığımı söylemiyeyim diye sıkı sıkı tembih eti.
İşin en zor kısmı şu: Hanfendiyi arayacak cesareti bir türlü kendimde bulamıyorum. Ya kızarsa? Beni terslerse? Gururumu kırarsa? Nerden arayacağım? Sokak kulübesinden aramaktan başka çarem yok. Hadi aradım diyelim, ne diyeceğim?
- Zırrr.Zırrr! ( Telefonu çalıyor)
- Alo! ( Aman Allahım bu o!)
- İyi günler Sezen Hanım!
- Ben Sezen Hanım değilim. Yardımcısıyım. Ne istiyorsunuz?
- Şey! Bizim bir Anayasa projemiz vardı... Acaba?
- Abla, telefonda bir prodüktör var, seni istiyor. ( Elini telefonun ağzına kapayarak, yanındakine bir şey söylüyor.)
- Alo?
- Sezen Hanım! Siz misiniz?
- Evet! Siz kimsiniz?
Trink! ( Jetonun sesi)
- Ben, Kadir Şinas
- Kadir ne?
- Şinas...Şinas...
- Ne istiyorsunuz kardeşim?
- Biz uzun zamandır, üzerinde titizlikle çalıştığımız bir Anayasa projesi var.. İşte bu Ana..
- Anayasa mı?
- Evet ama sivil! Yani bildiğiniz Anayasalardan değil. Halk yapacak, kendi başına...Biz aydınlar olarak hiç karışmayacağız. Bakalım ne yapacaklar diye, ellerimizi kollarımızı bağlayıp, sadece seyredeceğiz. Aloo!
- Dinliyorum beyfendi! Hayretle sizi dinliyorum! Telefonumu nerden buldunuz?
Eyvah! Bu soruyu beklemiyordum. Arkadaşımı yakamam. Ne diyeceğim şimdi?
- Aloo? Orada mısınız?
- Buradayım Sezen hanım. Genzime kılçık kaçtı da...
- Kim verdi numaramı size? - Şey verdi! Murat Belge verdi... Size çok selamı var. Diyor ki, elimde çok güzel bir Anayasa var. Acaba ilgilenir mi, diyor? Bir imza.... Bunları düşünmüş olmak bile beni kahretmeye yeterli. Başıma dert aldım. Bir daha ki toplantıda, bu kadını alın başımdan diyeceğim. Ben baş edemiyorum. Ben, en iyisi Suna Pekuysal 'ı arayayım, diyeceğim.


4. Hafta


6. Hafta